Türkiye’de Doğal Afetler Reviewed by Momizat on . Yerleşim, üretim, altyapı, ulaşım, haberleşme gibi genel yaşamın zorunlu araçlarını ve sürekliliğini bozacak ölçüde aniden ve belirli bir süreç içerisinde meyda Yerleşim, üretim, altyapı, ulaşım, haberleşme gibi genel yaşamın zorunlu araçlarını ve sürekliliğini bozacak ölçüde aniden ve belirli bir süreç içerisinde meyda Rating:
You Are Here: Home » Jeoloji » Türkiye’de Doğal Afetler

Türkiye’de Doğal Afetler

Sitemizin Devamlılığı İçin Lütfen Bağışta Bulunun.





Yerleşim, üretim, altyapı, ulaşım, haberleşme gibi genel yaşamın zorunlu araçlarını ve sürekliliğini bozacak ölçüde aniden ve belirli bir süreç içerisinde meydana gelen doğal yer ve hava hareketlerine doğal afet denir.
Doğa olaylarının afete dönüşmesinde, ülkemizin jeolojik, jeomorfolojik ve meteorolojik özelliklerinin yanında beşeri coğrafyanın da etkisi vardır. Bunların başlıcaları; göç alan yerlerin plansız kentleşmesi, tarıma elverişli düzlüklerin yerleşme ve sanayi alanlarına dönüştürülmesi ve ekolojik dengenin bozulmasıdır.
Doğal afetler üç şekilde sınıflandırılabilir.
1. Yer kökenli (jeolojik ve jeomorfolojik) doğal afetler: Deprem, heyelan, kaya düşmesi, tsunami, volkan püskürmesi.
2. Atmosfer kökenli doğal afetler: Sel-taşkın, aşırı kar, çığ, sis, don, fırtına, yıldırım, kuraklık.
3. Biyolojik kökenli doğal afetler: Bulaşıcı hastalıklar, böcek istilası.
Türkiye’de en sık meydana gelen doğal afetler:
- Deprem % 61,
- Sel % 15,
- Heyelan % 14,
- Kaya düşmesi % 5
- Yangın % 4
- Çığ % 1.

Türkiye’de 20. yüzyılın başından bu yana meydana gelen doğal afetlerde yaklaşık 100 bin insan hayatını kaybetti, 175 bin insan yaralandı. Yaklaşık 650 bin konut da yıkıldı veya ağır hasar gördü.

Türkiye’de Depremler

Türkiye, Dünya’nın en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya Deprem Kuşağı (Akdeniz Deprem Kuşağı) üzerinde yer almaktadır. Afrika, Avrasya ve Arap levhaları arasında yer alan ülkemiz, Arap levhasının her yıl 23 mm. hızla ilerleyerek Anadolu levhasını sıkıştırması sonucu depreme maruz kalmaktadır. Bu levha hareketleri belirli deprem kuşaklarının oluşmasını sağlamıştır.
Ülkemizdeki deprem kuşaklarını üç ana kuşak üzerinde toplamak mümkündür.
1. Kuzey Anadolu Fay KuĢağı (KAF)
Saroz Körfezi’nden başlar. Marmara Denizi, İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Bolu, Çankırı, Merzifon, Suluova, Erbaa, Niksar, Kelkit Vadisi, Erzincan, Erzurum, Bingöl ve Muş’u etkileyerek Vangölü’nün kuzeyine kadar uzanır.

2. Batı Anadolu Fay KuĢağı (BAF)
Bu sistem Ege Bölgesi’nde ve Güney Marmara çöküntü alanlarının kenarlarında yer almaktadır. Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz Grabenleri, İzmir Körfezi kıyıları, Bakırçay Grabeni, Edremit Körfezi kıyıları, Ulubat ve Manyas Gölleri, Bursa, Yenişehir, İnegöl, İznik depresyonlarının oluşumuna neden olan faylar bu kuşakta yer alır.
3. Doğu Anadolu Fay KuĢağı (DAF)
Kızıldeniz üzerinden Lut Gölü hattında, kuzey yönünde devam eden fay Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Hazar Gölü, Elazığ, Bingöl, Karlıova, Varto güzergahını izleyerek Kuzey Anadolu Fay Kuşağı ile birleşir.

Bölge ölçeğinde depremlerin dağılışına bakıldığında Marmara ve Ege Bölgeleri topraklarının % 95’inin 1. derecede deprem bölgesi içinde yer aldığı görülmektedir. Nüfus yoğunluğu ve ekonomik potansiyel yönünden bakıldığında da en duyarlı ve riskli bölgelerin yine buralar olduğu anlaşılır.Doğu Anadolu’nun büyük bölümü 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer alırken, en rizksiz bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.

1., 2., 3. ve 4. derecede deprem bölgeleri sismik açıdan riskli bölgeler kabul edilirse, topraklarımızın % 96’sının deprem riski altında olduğu, nüfusumuzun ise % 98’inin deprem tehdidi altında yaşadığı ortaya çıkar. Ayrıca, Afet İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre sanayi kuruluşlarımızın % 98’i, barajların ise % 92’si çeşitli derecelerde deprem kuşakları içinde yer almaktadır.
Deprem riskinin az olduğu yerler
- Doğu Karadeniz kıyıları,
- Trakya’nın kuzeyi (Ergene Havzası),
- Tuzgölü’nün güneyinde kalan Konya, Karaman, Taşeli Platosu, Anamur Kuşağı,
- Mardin yöresi.
Not: En yıkıcı depremler, fayların olduğu ve yeraltı suyu bakımından zengin olan dolgu ve alüvyal alanlarda meydana gelmiş ve gelmektedir. Çünkü, bu sahalarda zeminin gevşek olması, yeraltı suyunun deprem esnasında hareket etmesi hasarı arttırmaktadır.
Depremden korunma
- Halkın depreme karşı bilinçlendirilmesi,
- Dolgu, gevşek yapılı araziler yerine sağlam zeminlerin seçilmesi,
- Dayanıklı, esnek, hafif inşaat malzemelerinin kullanılması.

Türkiye’de Sel-Taşkın

Sel-taşkınlar, ülkemizde sıcaklık yükselmesine bağlı kar erimeleri ve ilkbahar yağışlarının başlamasıyla gerçekleşir. Sel ve taşkın felaketlerinde ön plana çıkan sebeplerden; sel-taşkın riski olan yerlerin yerleşime açılması, yerleşim birimlerinde kuru dere yataklarının doldurularak yol haline getirilmesi, yatak içlerine çöp ve moloz dökülmesi ile akarsu ve dere yataklarının daraltılması, ormanların tahrip edilmesi, akarsu havzalarına kurulan sanayi tesisleri ile arazinin yapısının değiştirilmesi dikkat çekmektedir.
Özellikle akarsu ağızlarına kurulmuş kentler büyük risk altındadırlar. Ülkemizde sel felaketlerine en fazla Hatay, Adana, Zonguldak, Trabzon, İstanbul, Edirne, Gaziantep, Giresun, Aydın, İzmir’de rastlanır.

Türkiye’de Heyelan

Fazla eğimli yamaçlar, tabakaların eğim doğrultusunda uzanması, killi toprakların varlığı, bol yağış, kar erimeleri, inşaat çalışmaları, ormanların tahrip edilmesi heyelan olayında etkilidir.
Heyelanlar, ülkemizde en çok (% 65) kar erimelerinin olduğu ilkbahar döneminde görülmektedir. Kar erimeleri toprağı suyla doygun hale getirerek yamaç dengesini bozmaktadır.
Ülkemizde heyelanlara en sık Doğu Karadeniz Bölümü’nde rastlanır. İl bazında bakıldığında Trabzon, Kastamonu, Zonguldak, Kahramanmaraş, Adana heyelanların en çok görüldüğü yerlerdir.
Heyelandan korunmanın en etkili yolu, heyelan bölgesindeki yerleşim alanlarını başka tehlikesiz bölgelere taşımaktır. Ancak, yüksek maliyetli otoyol, baraj, tünel gibi inşaat faaliyetlerinde drenaj kanalları, setler, taraçalama gibi korunma yöntemleri de uygulanmaktadır.
Not: – Heyelan sonucu, ülkemizde Abant, Yedigöller, Tortum ve Sera Gölleri oluşmuştur.
- Ülkemizde heyelan dışında, kaya düşmesi de önemli kütle hareketlerindendir. En çok, kaya çatlakları içindeki suyun sık sık donma-çözülme faaliyetlerine uğradığı kış ve ilkbahar aylarında görülmektedir. En fazla bu olayın kaydedildiği yerler Kayseri, Niğde, Erzincan ve Çoruh Vadisi’dir.

Türkiye’de Çığ

Çığ oluşumunda; kar katmanının kalınlığı, donmuş eski kar üzerine yeni kar yağması, yüksek yerlerde biriken karın ısı artışı nedeniyle gevşemeye başlaması, bitki örtüsünden yoksunluk, fazla eğim gibi faktörler etkilidir.
Ülkemizde en çok Tunceli, Bingöl, Bitlis, Erzurum ve Van’da görülmektedir. Aşırı kar yağışının görüldüğü, arazi eğiminin çok olduğu bütün yörelerimizde çığ tehlikesi yaşanmaktadır. Çığın en fazla görüldüğü aylar Ocak (% 37) ve Şubat (% 33) ayıdır.

Türkiye’de Orman Yangınları

Genellikle yaz mevsiminde hava sıcaklığının artması, yağışlı dönemlerde yıldırım düşmesi, insanların kasıt ve ihmali (anız yakma, sigara, piknik ateşi, tarla açma vb.) sonucu oluşur.

Türkiye ormanlarının % 60’ı risk altındadır. Kahramanmaraş’tan başlayıp, Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km.lik sahil bandının 160 km. içerideki bölümü orman yangınları bakımından en hassas bölgedir.Orman yangınlarının % 80’i Haziran-Ekim döneminde çıkmaktadır. Artan nüfus ve aşırı tüketim, doğal kaynakların özellikle de ormanların hızla yok olmasına neden olmaktadır. Yangınlar sonucu bu kayıp; erozyon, su kaynaklarının bozulması, hava kirliliği, çölleşme, sel, heyelan, çığ gibi felaketleri de beraberinde getirmektedir.

Türkiye’de Kuraklık

Yağışların, kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu, arazi ve su kaynaklarının olumsuz etkilenmesine ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olan doğal afet kuraklıktır.
Başlangıç ve bitişinin belirsiz oluşu, aynı anda birden fazla kaynağa etki etmesi ve ekonomik boyutunun yüksek olması en önemli özellikleridir.
Yağış azlığı nedeniyle, özellikle İç Anadolu, Tuzgölü çevresi, Kayseri Develi Ovası, Malatya Ovası, Iğdır Ovası kuraklık tehdidi altındadır.
Yazın buharlaşmanın şiddetli olması nedeniyle ise Altınbaşak (Harran) Ovası, Suruç, Ceylanpınar Ovaları kuraklık tehdidi altındadır.
Kuraklık artıĢı: Tarımda verimi düşürür, sulama ve içme suyu miktarını azaltır, hidroelektrik üretimi düşürür, orman yangınlarını artırır, otlaklar kuruduğu için hayvancılıkta verimi düşürür.



Yorum

Yazar Hakkında

Toplam Yazısı : 213

Comments (6)

Sende Yorum Gönder

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR...close
Scroll to top
Coğrafya Bilimi