Biyolojik Çeşitlilik

0
364 kez okundu.
views

Canlılar yeryüzeyinden yaklaşık 15 metre derinlik ve 130 metre yüksekliğe kadar yaşayabilmektedirler. Daha yükseklerde ise geçici olarak yaşayan kuşlara ve çeşitli bakterilere rastlanılmaktadır. Deniz ve göllerde de canlıların büyük bir bölümü su yüzeyine yakın tabaka içinde yaşamaktadır. Derin deniz tabanlarında çeşitli basit canlılar bulunmakla birlikte, genel olarak denizlerdeki canlılar yüzeye yakın ilk 200 metre içerisinde yaşamaktadırlar. Biyosfer de değişik habitatlar ve bu habitatlar da yaşayan çok çeşitli canlı türleri vardır. Yerkürede yaşayan birbirinden farklı tüm canlılar “biyolojik çeşitliliği” oluşturur. Yeryüzünde yaşayan tür sayısı 15 ile 100 milyon arasında değiştiği tahmin edilmektedir. En fazla sayıda türe sahip canlı gurubu böcekler en az türe sahip gurubu ise omurgalılar (balıklar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler omurgalı gurubuna girmektedir) oluşturmaktadırlar.

biyolojik-cesitlilik

Biyosfer; litosfer ve hidrosferin üst kısımlarıyla, atmosferin belirli bir yüksekliğe kadar olan kısmını içine alan ve canlılara yaşam ortamı sağlayan küredir. Habitat; bir canlının yaşadığı yerdir. Canlıların yeryüzündeki dağılışı, coğrafi şartlarla yakından ilgilidir. Coğrafi şartlar dünyanın her yerinde aynı değildir. Canlı türleri kendi yaşam şartlarına uygun alanlarda yayılış gösterir. Coğrafi şartların değişmesi durumunda canlı türleri yeni ortama uyum sağlar ya ela uygun yaşam koşutlarının olduğu ortamlara göç eder. Örneğin buzul dönemlerinde hava soğuduğu için sıcağı seven bitkiler güneye doğru göç etmektedirler. Ya da kuzey Yarımküre’de kış geldiğinde kuşlar güneye yazın ise kuzeye doğru göç etmektedirler. Göç edemeyen ve yeni ortama uyum sağlayamayan canlı türlerinin nesli önce azalır sonra da yok olur.
Biyolojik çeşitlilik yalnızca tür çeşitliliği olarak düşünülmemelidir.

Biyolojik çeşitlilik; bir bölgedeki genlerin, türlerin, ekosistemierin, ekolojik olayların oluşturduğu bir bütündür. Bu bütünün içinde uzun süreli etkileşime dayalı bir düzen, bir uyum vardır. Biyolojik çeşitlilik, ekosistemlerin insanlığın refahı için gerekli olan yaşam destek sürecini sürdürebilme yeteneğinin ve sağlıklı çevrenin bir göstergesidir. İklim değişikliliği, kirlenme ve kaynakların aşırı kullanımı, geçen yüzyılda biyolojik çeşitliliği çok ciddi bir biçimde tahrip etmiş ve bu durum insan yaşamını tehdit eder duruma gelmiştir.

canlilarin-yasam-alani-biyosfer

Biyolojik çeşitlilik” deyimi, tüm canlı organizmalar ve bu organizmaların yaşam alanlarının çeşitliliğini, birbirleri ve yaşadıkları ortamlarla olan ilişkilerini tanımlamak üzere kullanılmaktadır. Biyolojik Çeşitlilik, genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği ve ekosistem çeşitliliğini içerir.

Genetik Çeşitlilik; bir tür içindeki çeşitliliğini tanımlar. Genetik çeşitlilik belli bir tür, popülasyon (belirli sınırlar içerisinde yaşamakta olan aynı türe ait birey topluluğu), çeşit, alt-tür ya da ırk içindeki gen farklılığıyla ölçülür. Bu tür farklılıklar, örneğin evcil hayvanların ve tarımsal ürünlerin üretilmesini ve yabanıl yaşamda değişen koşullara uyumu sağlar.

Tür Çeşitliliği; küresel, bölgesel ya da belli bir yerdeki tür çeşitliliğini tanımlar. Bir grup organizma genetik olarak benzerlikler gösterir ve karşılıklı olarak ürer, bundan, türler olarak adlandırılan üretken canlılar ortaya çıkar. Tür çeşitliliği genellikle, belli coğrafi sınırlar içindeki türlerin toplam sayısıyla ölçülür.

Ekosistem Çeşitliliği; Bir ekolojik ünitede birbirleriyle ilişki içinde bulunan tüm canlı organizmalar topluluğu ve cansız etmenleri tanımlar. Toplulukların kendi içlerinde ve topluluklar ile çevreleri arasında karmaşık işlevsel ilişkiler söz konusudur. Ekosistemlerde tüm canlı toplulukları birbirlerinin yanı sıra yangın ya da iklim gibi fiziksel ve çevresel etmenlerle ilişki içindedir. Bu nedenle ekosistem çeşitliliğinin korunması yalnız türler ya da toplulukları değil bunların ilişki içinde bulunduğu biyolojik olmayan etmenlerin de korunmasını gerektirir. Bunlar su dolaşımı, toprak oluşumu, enerji akışı gibi ana ekolojik süreçlerin de mekanizmasını oluşturur. Bu bağımlılık, bir anlamda, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının temelinde yatan olgudur.
Sağlıklı ekosistemler, yaşam için olmazsa olmaz şartlardan biridir. Ekosistemler canlılar için gerekli olan temiz hava, su ve oksijen sağlayan pek çok kimyasal ve iklimsel sistemi düzenlerler.

Dünyada ve Türkiye’de bazı hayvan ve bitkilerin nesli yok olma ile karşı karşıyadır. Türkiye faunasında (hayvan toplulukları), 134 memeli, 450 kuş, 105 sürüngen, 22 kurbağa, 127 tatlısu balığı, 384 deniz balığı olmak üzere toplam 1220 omurgalı tür olduğu biliniyor.
Ancak bazı türler tamamen tükenirken, bazıları da tehlike altında bulunuyor. Nesli tükenen memeliler arasında, özellikle kaplan, panter, aslan, Asya fili, yaban öküzü ve çita, başı çekiyor.

Türkiye’de kaplan türü hakkında son kayıt, 1970’de Şırnak Uludere’deki av sonrasında tutuldu. Anadolu’da İ.Ö. 51 yılından beri yaşadığı bilinen parsla ilgili 1946’da İzmir’de kayda alınan fotoğraf, son örnek oldu. Anadolu’nun Batı, Orta, Güney ve Güneydoğu bölgelerinde 12. yüzyılın sonuna kadar yaşadığı bilinen aslan ise en son 19. yüzyılın ikinci yarısında görüldü. Asya fili ve yaban öküzü, Anadolu’da, M.Ö 1. yüzyıl başlarına kadar yaşadı. Güneydoğu Anadolu’da yaşayan çita ise 19. yüzyıldan sonra görülmedi. Türkiye’de soyu tükenenlerle birlikte, 18 takım ve 69 familyaya mensup 450 kuş türü saptandı. Ancak 8 tür son 50 yıldır gözlenmezken, 4 türün soyunun tükendiği kabul edildi. Biyologlara göre. mezgeldek, yakalı toy, yılanboyun kuşları artık yok. Flamingo ve tepeli pelikan türleri ise büyük tehlike altında bulunuyor. Denizlerde de aynı tehlike devam ediyor. Bilim çevreleri, yunuslar ve fok türleri ise tükenme tehlikesi yaşıyor. Bu gruba ayrıca deniz alaları, işkine ve mersin balıkları, beni balığı, büyük ve küçük ayı İstakozları, deniz kaplumbağaları, süngerler, pina, kırmızı yıldız, triton, denizatı, deniz kulağı, kırmızı ve siyah mercanlar, posidonai ve zostera da giriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here